fbpx

İrem Karamete Röportajı

ÖZGEÇMİŞ

İrem Karamete 1993 yılında İstanbul’da doğdu. On yaşında eskrim sporuna başladı ve daha sonra İstanbul Marmara Eskrim Spor Kulübünde devam etti. On beş yaşında milli sporcu oldu. Üst üste 9 kez flöre branşında Türkiye şampiyonu oldu. “2013 Akdeniz Olimpiyatlarında” bronz madalya kazandı. 2015 yılında Sırbistan / Niş kentinde düzenlenene “Balkan Şampiyonasında” gümüş madalya kazanmayı hak etti. Eleme usulü olimpiyatlara giden ilk Türk eskrimci sporcusu oldu. 2016 yılında Rio Olimpiyatlarında 27. sıradan girerek ülkemizi temsil etmiştir.

Sorular:

1. Sosyal medyadan, Tokyo 2020 olimpiyatlarına yoğun tempoda hazırlandığını görüyorum. Bu süreçte, bize “bir haftanı nasıl planladığını” anlatabilir misin?

Çok yoğun bir antrenman sürecinden geçiyorum. Haftanın 5 günü antrenman yapıyorum. Her sabah 10.00-13:30 arası kulüpte oluyorum. Pazartesi günleri sabah antrenmanımı tamamladıktan sonra akşam ders alıyorum. Salı ve perşembe günleri sabah antrenmanın yanı sıra akşamları 45 dk kondisyoner ile çalışıyorum. Çarşamba günü sabahı dinlenip akşamı ders alıyorum. Cuma günleri sabah antrenmanından sonra akşam tekrar ders alıyorum. Bunların dışında haftada bir gün birer saat spor psikologu ile çalışıyorum. Antrenmanda hissettiğim ve deneyimlediğim olumlu/olumsuz her şeyi kendisi ile analiz ediyoruz. Bir haftam genel olarak bu şekilde geçiyor. Eğer o hafta sonu müsabakam var ise tempoyu yavaşça düşürüyorum.

2. Olimpiyatlara katılmak çok ciddi bir sorumluluk getiriyor olmalı; omuzlarında bunun ağırlığını hissediyor musun?

Her sporcunun olduğu gibi benim de en büyük hayallerimden birisi “olimpik sporcu” unvanını kazanabilmekti. Bunu başarabildiğim için çok mutluyum. Şu anki en büyük hedefim önümüzdeki sene 2020 Tokyo Olimpiyatlarında ülkemi temsil etmek. Herkes gibi ben de bazen baskı hissedebiliyorum fakat bunu pozitife dönüştürmek için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Kendime karşı her zaman sorumlu hissediyorum. Dışarıdan sadece bakıp da yorumlayan ve bu işin kolay olduğunu zanneden bir çok insan var, bunun bilincindeyim. Bu tarz olaylar bazen beni motive de edebiliyor ve stres bazen vücudumu daha iyi kontrol etmeme neden olabiliyor. Verilen fedakarlıkları insanın kendisinden başka kimse bilemez. Çok çalışıyorum ve çok hayal ediyorum. Doğal olarak herkes gibi ben de emeklerimin karşılığını almak istiyorum. Bu yüzden, evet, bazen ağırlığını hissedebiliyor ve bunun normal bir duygu olduğunu düşünüyorum.

3. Röportajlarında, “madalyaları uyandığında görebileceğin bir yere yerleştirdiğinden” bahsetmişsin. Bunu, motivasyonunu sağlamak için yaptığını tahmin ediyorum. Marmara Eskrim sporcularına tavsiye edeceğin motivasyon taktiklerini öğrenebilir miyim?

Kazandığım şeylerin gözümün önünde olması hoşuma gidiyor ve beni motive ediyor. Kullandığım birkaç motivasyon taktiği var. Örneğin psikolog ile çalışmak beni motive ediyor. Antrenman ve müsabakaya müzik dinleyerek ısınmak çok hoşuma gidiyor. Yazmak son zamanlarda da kullandığım önemli bir motivasyon kaynağı. O anki hislerimi hep yazıyorum. Kazandığım maçları yazıyorum ve müsabakaya çıkmadan önce göz gezdiriyorum. Bu bazen o an ihtiyacım olup da hatırlayamadığım zorlu maçları gözümün önüne getiriyor ve bana daha çok cesaret verebiliyor. Bunun dışında; son olarak iletişim benim için çok önemli. Antrenörüm ile konuşmak beni motive ediyor.

4. Kaybettiğin maçların sonrasında neler düşünürsün?

Bazen uzun vadeli çalışmalardan sonra geçirdiğim kötü müsabakalar beni olumsuz etkileyebiliyor. Eskiden daha çok sorgularken şu an bunu kazanmak gibi normal algılamaya çalışıyorum. Yaptığım hataları bir daha tekrarlamamak için antrenörümle analizler yapıyoruz. Her bir müsabakanın yeni bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Dolayısı ile hep hataları minimuma düşürmeye odaklanıyorum.

5. İlerleyen zamanlarda antrenörlük yapmak gibi bir planın var mı?

İnsanlarla iletişimimin iyi olduğunu düşünüyorum. Öğretmeyi seviyorum. Eskrimden hiç bir zaman kopmayacağımı hissediyorum. Bir şekilde hayatımda olacaktır diye düşünüyorum. Şu anda öyle bir planım yok fakat hiç bir şeye hayır demek istemiyorum. 🙂

6. Türkiye’de, eskrim sporcularının dünya standartlarında çalıştığını düşünüyor musun?

Türkiye son zamanlarda eskrim sporunda çok önemli bir ivme kazandı. Bu çok açık bir gerçek. Türkiye’deki en büyük eksiklerden birisi partner yetersizliği. Çoğu sporcu akademik hayatından dolayı eskrimi önemli bir yaşta bırakmak zorunda kalıyor. Bunun da ülke genelinde diğer sporcular arasında rekabeti azalttığını düşünüyorum. Türkiye’deki sporcular daha fazla rekabet duygusunu hissetmeliler. Antrenmanı bir yaşam tarzı haline getirip orada ayırdıkları 2 saati en aktif bir şekilde geçirmeyi öğrenmeliler. Birisi söylemeden kendi sorumlulukların farkına varmalı ve çalışmaktan zevk almalılar.

7. Antrenör sporcuyu motive ettiği gibi, sporcu da antrenörü motive etmeli mi? Mesela, sen ne yapardın?

Bazı sporcular bireysel ruhlu olurken bazılarının da takım ruhunu hissetmeleri çok önemlidir. Ben takım ruhunu hissetmeyi seven sporculardanım. En az sporcu kadar antrenörün de sporcunun başarısındaki payı çok büyüktür. Tüm stresi, duyguları en az sporcu kadar yaşamaktadır. Dolayısı ile bir sporcuyu en iyi antrenörünün anlayacağını düşünüyorum. Şu anki antrenörümle ve beni bugünlere kadar getiren Damir Hocam ile bunu her zaman hissettim. Antrenörün sporcuya inanması ve sporcunun bunu hissetmesinin sporcunun başarısında çok önemli bir faktör olduğunu biliyorum. Dolayısı ile “sporcu her zaman antrenör ile iyi kötü tüm duygularını paylaşmayı bilmeli ve kaybettiğinde suçu antrenörüne atmamayı öğrenmelidir“. Antrenör sadece seni daha iyi yapmak için oradadır. Piste çıktığında herkes tek başına. Herkes kendi sorumluluğunun farkına varmalıdır.

8. Marmara Eskrim sporcularına mesajını video olarak alabilir miyiz?

Röportaj: Nihan Karcı Karavelioğlu / Kurumsal İletişim Komite Başkanı

Share on facebook
Facebook
Share on linkedin
LinkedIn
Share on twitter
Twitter